HAYATA DAİR İnsanı insan yapan nedir? Ve insanın kendisinden başka gerçekten sahip olduğu nesi vardır? Hırslarla ve anlamsız bir humma içerisinde koşuşturarak tükettiğimiz hayatımızın anlamı bu sorulara verilecek cevapların içinde gizli değil mi? Doğadaki en güçlü canlılardan biri olan aslanın karnı tokken hiçbir canlıyı öldürememesi, açken bile kendi cinsine saldırmaması, bir hiç uğruna birbirini öldüren, savaşan insanlara bakınca düşünüdürücü değil midir? Bunu bile bile insan olma yükünü omuzlarımda taşıyamaz hale geldim. Birinin çıkıp da bana hayvan diyerek iltifat etmesini bekliyorum. Ne için tüm mücadele? Daha fazla şeye sahip olmak için. Daha fazla mal, daha fazla mülk, daha fazla para edinebilmek için hayatımızı yaşayamadan harcıyoruz. Oysa insan hiçbir şeye gerçek anlamda sahip olamıyor. Ölene kadar kiralıyoruz yalnızca. Ve adımız anılsın diye mal mülk bırakıyoruz geriye. Halbuki adımızı anacak olan mal mülk değil geride bıraktığımız insanlardır. Onun için ben insan biriktirmenin yolunu seçtim. Kendisi gibi olmaktan vazgeçmiş insanları gördükçe kahroluyorum. Herkes birtakım maskeler takmış dolaşıyor. Hem de kendilerine hiç yakışmayan maskelerle dolaşıyorlar. Beceremedikleri rolleri kabiliyetsiz bir aktör gibi oynadıklarını zannediyorlar. Niçin kendisi gibi olmaktan korkar insan? Niçin sevgiden korkar? Dürüstlükten korkmasının nedeni nedir? Çünkü böyle yaparsa kısa vadede kaybediyor görünür. Ama uzun vadede kazanacağını hiç mi akıl etmez. Neden başarılı, sıradışı, kendisi gibi olmayı becerebilmiş dürüst insanları alkışlayacağımıza, türlü bahanelerle onları da sıradanlaştırmaya çalışır. Aslında birer sahtekar olduklarını kanıtlamak için olmadık dedikodular üretiriz? Neyin kompleksidir bu? Ben olamadım o da olmasın. Ben üç kağıtçıyım, benim açıklarım var, öyleyse mutlaka onun da açıkları vardır, olmalıdır düşüncesi mi bizi yöneten. Başarıya, iyiye olağanüstü bir şüpheyle ve araştırmacılıkla yaklaşırken, her türlü dedikoduya balıklama atlamamızın ve inanmamızın altında hangi toplumsal kimlik komplekslerimiz yatmaktadır? Bu sorulara içten cevaplar verebilmeli insan. “O zaman insan olmayı hakediyor muyuz?” sorusunun dürüst yanıtını bulabileceğiz. O zaman insan olmanın gerçekte neyi ifade ettiğini anlayacağız. YÜREĞİNDE SEVGİ OLANIN BEYNİNDE KÖTÜLÜK OLMAZ… CEM ÖZER

HAYATA DAİR

İnsanı insan yapan nedir? Ve insanın kendisinden başka gerçekten sahip olduğu nesi vardır?

Hırslarla ve anlamsız bir humma içerisinde koşuşturarak tükettiğimiz hayatımızın anlamı bu sorulara verilecek cevapların içinde gizli değil mi?

Doğadaki en güçlü canlılardan biri olan aslanın karnı tokken hiçbir canlıyı öldürememesi, açken bile kendi cinsine saldırmaması, bir hiç uğruna birbirini öldüren, savaşan insanlara bakınca düşünüdürücü değil midir? Bunu bile bile insan olma yükünü omuzlarımda taşıyamaz hale geldim.

Birinin çıkıp da bana hayvan diyerek iltifat etmesini bekliyorum.

Ne için tüm mücadele? Daha fazla şeye sahip olmak için. Daha fazla mal, daha fazla mülk, daha fazla para edinebilmek için hayatımızı yaşayamadan harcıyoruz. Oysa insan hiçbir şeye gerçek anlamda sahip olamıyor. Ölene kadar kiralıyoruz yalnızca. Ve adımız anılsın diye mal mülk bırakıyoruz geriye. Halbuki adımızı anacak olan mal mülk değil geride bıraktığımız insanlardır. Onun için ben insan biriktirmenin yolunu seçtim.

Kendisi gibi olmaktan vazgeçmiş insanları gördükçe kahroluyorum. Herkes birtakım maskeler takmış dolaşıyor. Hem de kendilerine hiç yakışmayan maskelerle dolaşıyorlar.

Beceremedikleri rolleri kabiliyetsiz bir aktör gibi oynadıklarını zannediyorlar.

Niçin kendisi gibi olmaktan korkar insan?

Niçin sevgiden korkar?

Dürüstlükten korkmasının nedeni nedir?

Çünkü böyle yaparsa kısa vadede kaybediyor görünür. Ama uzun vadede kazanacağını hiç mi akıl etmez.

Neden başarılı, sıradışı, kendisi gibi olmayı becerebilmiş dürüst insanları alkışlayacağımıza, türlü bahanelerle onları da sıradanlaştırmaya çalışır. Aslında birer sahtekar olduklarını kanıtlamak için olmadık dedikodular üretiriz?

Neyin kompleksidir bu? Ben olamadım o da olmasın. Ben üç kağıtçıyım, benim açıklarım var, öyleyse mutlaka onun da açıkları vardır, olmalıdır düşüncesi mi bizi yöneten.

Başarıya, iyiye olağanüstü bir şüpheyle ve araştırmacılıkla yaklaşırken, her türlü dedikoduya balıklama atlamamızın ve inanmamızın altında hangi toplumsal kimlik komplekslerimiz yatmaktadır?

Bu sorulara içten cevaplar verebilmeli insan. “O zaman insan olmayı hakediyor muyuz?” sorusunun dürüst yanıtını bulabileceğiz. O zaman insan olmanın gerçekte neyi ifade ettiğini anlayacağız.

YÜREĞİNDE SEVGİ OLANIN BEYNİNDE KÖTÜLÜK OLMAZ…

CEM ÖZER